Zurnanın zırt dediği yere geldikse, o zaman biraz başa sarıp neler yaşamışız bakalım. Doğumhanede doğar doğmaz mememe yapışan bir küçük İpek’le başladı emzirme maceram. İlk birkaç ay rüya gibiydi. Annem ve kayınvalidem sırayla gelip evimle ve benimle ilgilendiler, ben de kızımla ilgilenebildim. 40’ı çıktıktan sonraysa artık yalnızdık. Sling işte o zaman benim için hayat demek oldu. Hem evde hem dışarıda hayatın içine karışmamı sağladı. İpek 2 aylık olduğunda ise meme reddi başladı. Sling o zaman da hayatımı kurtardı. Slinge takıp evin içinde saatlerce (günde 5 saati aşıyordu genelde) dolaşarak, zıplatarak emzirip uyutuyordum. Bir süre böyle devam etti, sonra bu da bitti. Sonra hayatımıza alerji girdi. Kızımda alerji olduğuna başta kimseleri inandıramadım. Çok savaş verdim, bir süre bu savaşta hep tek başımaydım. Sonra alerji tanısı konunca diyet girdi hayatımıza. Kızımla beraber 2 yıldan fazla diyet yaptım. Bazı günler gerçekten aç yattım. Burada belki bir paragrafa sığan bu ilk 2 yıl hayatımın hem en zor hem en güzel yıllarıydı. Her şeye rağmen hep keyfini çıkarmaya ve hep vardır onun bir bildiği demeye devam ettim. Bu süreçte benim hayatımı en kolaylaştıran şey ise kızımın emiyor olmasıydı. Aynı yatakta koyun koyuna uyuduk ilk günden itibaren ve her istediğinde, bazen beni neredeyse hiç uyandırmadan emdi hep. 2 yıl ortalama her 2 saatte bir olmak üzere, bazı aylarda ağzından hiç çıkarmadan, bazen 5 dakikada bir, baze türlü akrobatik hareketlerle saatlerce emzirdim. Çok kolaydı diyemem, belli dönemlerde memelerimi kesip atmak istedim. Bazen odadan koşarak uzaklaşmak istedim. Bir dönem en büyük hayalim duşumu ve tuvaletimi yalnız başıma yapabilmekti örneğin.

2 yaşı geçtikten sonra ise hayatımıza bir de duyu bütünleme hassasiyeti girdi. Oral duyusal hassasiyete sahip olduğundan şüphelenip yine destek aldık. Bu desteğin hayatımıza çok büyük etkileri oldu. Sadece duyusal hassasiyetin düzelmesine değil, kızımla aramdaki ilişkiye de. Bu arada bütün dişleri tamamlandığında İpek birden gece emmeyi bıraktı. Gece sadece çiş/su gibi ihtiyaçlarla arada bir uyanıyordu. Buraya şu notu eklemek isterim. Ben bu gece bir iki uyanışlarda kızımı okumaya çalıştım hep. Önceden direkt yanına yatar emzirirdim kıpırdanınca. Bu dönemde çişi geldiği için uyandığını fark ettim mesela ya da susadığı için emmek istediğini. Yani çocuğu okumak, ihtiyacını anlamak önemli. Her uyanışta meme vermeye devam etsem belki de gece emmeye devam ederdi. Talep etseydi verirdim bu arada ama nadiren talep ediyordu. Bezden ayrılma süreci tamamlandıktan sonra gece çiş için kalmalar da azalarak bitti. Bu arada tam da bu gece emmeyi bıraktığı dönem kendi odasına geçmek istedi. Aslında sadece öğlenleri odasında uyuyordu. Gece için talep ondan geldi. Bir gecede odasına geçti böylece. Gündüz emmeleri de bu süreçte kendiliğinden azaldı. Tam olarak ne zaman oldu söylemem zor, hep bir akış içinde kendiliğinden oldu. İkimiz de stres olmadık, çaba harcamadık. Zamanı gelince azalttı. Gece uykuya geçiş emmesini de yine sırtımı kaşı, elimi tut vs diye alternatif yöntemlerle uyutmamı isteyerek bıraktı. Ara ara memeyi talep ettiği de oldu. Hiç reddetmedim. Bir kere verirsem devam eder demedim. Gerçekten de sadece ihtiyaç hissettiğinde, nadiren emmek istedi. 2,5-3 yaş arası böylece günde 1-2 kez gündüz emmeye devam etti. 3 yaşta anaokuluna başladığında sürekli hasta olduğu için biraz daha sık emdi, emerek antikor aldı. 4 yaşa yaklaşırken artık günde 1e kadar düşmüş ve o bir seferin de süresi iyice azalmıştı.

Artık bırakacağını düşünüyordum ama bu kez de araya ülke değişimi girdi. Almanya’ya taşınma sürecine girdiğimizde o tek emmeye biraz daha sarıldı. Yine de 1-2 dakikayı aşmıyordu emmesi. Genelde sabah uyanınca istiyordu. Almanya’ya taşındıktan sonra kademe kademe emme süresi azaldı. Bu arada artık süt olmadığını söylemeye başladı. Sonra bir gün baktım ki hiç meme demeden akşamı etmiş, uyumuş. Memeyi bıraktığı 1 hafta boyunca da her gece babasıyla uyumak istedi. Onun için bir anlamı vardı muhakkak diye düşünüyorum, onun iç güdülerini sorgulamamayı öğreneli çok oldu neyse ki. Üzerime alınıp canımı sıkmadım. Benden ayrışmaya çalıştığını düşünerek ona alan açtım ki zaten bütün mesele de buydu, ayrışıyorduk. Anaokuluna başlamadan önce memeden ayrılmış oldu böylece. Okula başlaması herhangi bir şekilde etki etmedi bu sürece. Ben genel olarak emmemeye başladığı günlerde bolca ten teması yapmaya, dokunmaya, temaslı oyunlar oynamaya, farklı şekillerde bağımızı güçlü tutacak şeylere yöneldim. Şimdilik bir sıkıntı yok. Arada “Bir bakayım süt var mı?” diye sorduğunda hiç hayır demiyorum. Ağzına alıp emer gibi yapıp yok deyip bırakıyor. Bazen tabii ki uygun değilsem şuan olmaz diyorum ama hepten hayır olmaz bitti artık desem belki de yapışmaya, istemeye devam ederdi. Çıkardığım diğer derslerden biri, çocuk bir şeyi ısrarla isterken sen ondan kaçırırsan daha çok yapışıyor. Bu yüzden içinde ayrılığı barındıran tüm süreçlerde orada olduğunuzu, ondan kopmadığınızı, bağınızın hala orada olduğunu, güvende olduğunu bilmeye ihtiyaç duyduğunu hiç unutmamak gerekiyor. Ne kadar bağlanırsanız, bağ ne kadar güçlenirse ve ayrılığın aşamalarında ne kadar çocuğunuzu izlerseniz, zorlandığı yerde bir adım geri atmasına izin verirseniz o kadar kolay ve acısız oluyor ayrılıklar.

Gece yatarken memelerime sarıldı bir gün. Sonra da dedi ki “Artık memede süt yok ama istediğim zaman sevip öpebilirim dimi anne?” Ağlamamak için ne kadar zorlandığımı ancak bunu yaşayanlar bilir sanırım. (Yazarken bile gözlerim doluyor.) “Tabii ki sevebilirsin, öpebilirsin, dokunabilirsin.” dedim. Çünkü orası onun güvenli sığınağı oldu tam 4,5 yıl. Bunun 2,5 yılı çok aktif, 2 yılı çok daha nadir emerek geçmiş olsa da onun için hep mutluluk kaynağı oldu benim memelerim. Hem ruhunu hem karnını doyurdum yıllarca. Geri dönüp baktığımda zorlanmalarım, uykusuz kalışlarım, tükenişlerim de var ama genel hissiyatım hep mutlulukla ve iyi kilerle dolu. Şükür ki doğru insanlar, doğru dostlar, doğu bilgiler çıktı karşıma; şükür ki dış sesler yerine hep çocuğumu ve kendi iç sesimi dinleyebildim. Şanslıydım. Bu devirde gerçekten bu büyük bir şans… Daha çok anne bu şansa erişsin diye kızım 2 yaşındayken @bidunyacocuk hesabımı ve blogumu açtım. Kimse yoksa ben olayım dedim şansınız. Bir annenin bile dış sesleri susturmasına, yavrusuna ve kendi iç sesine dönmesine vesile olursam ne mutlu bana dedim. Amacım herkes şu kadar emzirsin, herkes şunu yapsın, bunu uygulasın olmadı hiçbir zaman. Burada paylaştığım, benim serüvenim. Tek dileğim kendi kararlarınızı kendiniz; pişmanlıklar keşkeler yaşamadan verebilmeniz. Bu 2 yaşında memeden kesmek de olabilir, 5 yaşına kadar emzirmek de. Yeter ki kendi kararınız olsun. Tek doğru asla yok. Mesele kendi doğrunu bulabilmekte… Mesele tonla hata da yapsan, özür dileyebilmekte, hatanı telafi edebilmekte… Mesele mükemmeli aramamakta, gelecek kaygısı ile geçmiş pişmanlıklar arasında kaybolmamakta… Mesele şu anı, suymuşçasına; zorlamadan, ittirmeden, yönünü değiştirmeye çalışmadan yaşayabilmekte; kendi yolunu akışında kendin bulabilmekte… Bağ işte orada… Mesele emzirmek ya da emzir(e)memekte değil, mesele o akışta hakikatle var olmakta…

Total Views: 17 ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir