Orijinal Yazı: Self Settling – What Really Happens When You Teach a Baby to Self Soothe to Sleep

Yazar: Sarah Ockwell-Smith (Psikolog, Psikoterapist, Ebeveyn Danışmanı,Yazar)

Yayın Tarihi: 30 Haziran 2014

Çeviren: Burcu Ertürk Teke

Düzeltmeler: Uzman Psikolog Oya Çanak, Seda Diri İlic

Yazarın izniyle çevrilmiştir.

Birçok ebeveyn ve uzman benzer şekilde “bebeğe kendi kendini yatıştırmayı” veya “sakinleştirmeyi” öğretme fikrini savunuyor. Kendi kendini sakinleştirebilme becerisi genellikle uykunun kutsal kâsesi olarak anılır, bebek bir kere kendi kendini sakinleştirmeyi öğrenince ebeveynlere kesintisiz gece uykuları ve daha rahat yatak zamanları beklemeleri söylenir. Birçok uzman, yoğun uykusuzluk çeken ebeveynlere bebeklerine olabildiğince erken “kendi kendini sakinleştirme becerisi”ni öğretmelerinin nasıl hayati bir öneme sahip olduğunu söyler.

Ancak bu, doğru değildir.

Ya ben size bebeklerin kendi kendilerini sakinleştirmelerinin mümkün olmadığını söylersem?

Bebeklerin kendi kendilerini yatıştırabilme becerileri, bisiklet sürme becerilerinden daha fazla değildir. Kendi kendini sakinleştirme becerisi, bebeğe herhangi bir uyku eğitimi veya teknikle öğretebileceğiniz bir şey değildir.

“Ama işe yarıyor.” dediğinizi duyar gibiyim…. Hıımmm, acaba? Gerçekten mi?

Uyku eğitimi vererek bir bebeği ebeveyn desteği aramadan oldukça kolay uykuya geçmesi ve ilgi istemek için ağlamaması için koşullayabilirsiniz ancak bu davranış bebeğin dingin, yatışmış veya sakin olduğunun göstergesi değildir.

Kendi kendini sakinleştirebilmek, bebeklerin büyüdükçe kazanabildiği bir gelişim basamağıdır. Tıpkı yürüyebilme, ek gıda yiyebilme ve konuşabilme becerilerinin gelişmesi gibi. Esasen beyinlerinin henüz sahip olmadığı bir donanımı bebeğe öğretemezsiniz (Uyku uzmanları ne sözler veriyor olurlarsa olsunlar!).

“Kendi kendini sakinleştirebilme” çok yanlış yönlendiren bir terim. Kim icat ettiyse gerçekten çok pozitif ve hassas bir tınısı var; tıpkı yeni başlayan, kontrollü ağlatmanın “kontrollü rahatlatma”, “mesafeli sakinleştirme” ya da “kontrollü sakinleştirme” olarak isimlendirilmesi gibi. Teknik aynı ama pazarlama zekice. Gerçekte her ne kadar bebeğinizi kategorik olarak “sakinleşmesi” için bırakmıyor olsanız da aslında onu, tek seferde iki dakikalığına bile olsa ağlamaya bırakmış oluyorsunuz.

Kendi Kendini Sakinleştirme Becerisinin Gelişimi

Kendi kendini yatıştırma becerisinin gelişimini anlayabilmek için “duygusal öz regülasyon” psikolojik konseptini incelemeliyiz. Duygusal öz regülasyon, insanların duygularının üzerinde çalıştığı – veya duygularını regüle ettiği – bir süreçtir.

Yetişkinler olarak biz bunu günlük olarak yaparız: Mesela televizyon izliyoruzdur ve ürktüğümüz korkunç bir sahne çıktığında hızla kanal değiştiririz veya gözlerimizi kapatırız. Belki de bizi çok fazla üzen bir kitap veya mektup okuyoruzdur ve kendimize bir içecek almak veya ara vermek için kitabı on dakika elimizden bırakabiliriz. Belki de korkunç bir rüyadan uyanmışızdır ve ışıkları açıp evde bir davetsiz misafir olup olmadığına bakabiliriz. Bunların tamamı duygusal öz regülasyon örnekleridir, duygularımızı kontrol altında tutmanın önemli bir sürecidir bu. Aksi halde biz köpüren, taşan, eriyen bir demlik dolusu saf duygu ile günlük fonksiyonlarımızı bile yerine getiremez oluruz. Bedenlerimizin sürekli maruz kaldığı yüksek seviyelerdeki stresin toksik etkilerini de göz önüne alırsak, duygusal öz regülasyon sadece psikolojik değil fiziksel sağlığımız için de hayati önem taşır.

Fig 1: Savaş (sol) ya da Kaç (sağ)

Güçlü duygularla başa çıkmamıza yardımcı olan üç ana yol vardır. Bunlar: Yaklaş, Saldır veya Kaçın. “saldır ya da kaçın” kalıbını siz “savaş ya da kaç” olarak biliyor olabilirsiniz.

Hepimiz bu duyguları çok iyi biliriz – bizi alarma geçiren bir olay yaşanır ve bedenlerimiz ya kalıp savaşmamız için ya da kaçıp kurtulmamız için tepki verir.

Peki ya “Yaklaş”? Bu, basitçe bize duygusal olarak güvende ve emin hissetmemizi sağlayan şeylere veya kişilere yaklaşma arzumuzu anlatır. Bebeğiniz için bu kişi sizsiniz. Siz, bebeğinizin güvenli yerisiniz ve doğal olarak bebeğiniz özellikle henüz “savaş ya da kaç” tepkisi gösterecek kadar duygusal ve fiziksel olarak yeterince gelişmemişken size “yaklaşmak” ister (genellikle fiziksel temas için ağlayarak).

Ne yazık ki bazıları bebekleri “yapışkan” ya da “manipülatif” olarak görürler ve bebeklerin rahatlatılmak için ebeveynlerine olan ihtiyaçlarını kırılması gereken kötü bir alışkanlık olarak nitelendirirler. Birçok uzman; bebek beslendiğinde, bebeğin altı değiştirilip, gazı çıkarıldığında başka ihtiyacı kalmadığını düşünür ama vardır. Duygusal ihtiyaçları da en az fiziksel ihtiyaçları kadar geçerlidir, neden bu ihtiyaçlarının da en az onlar kadar üzerinde durmayalım?

Bebekler savaş ya da kaç tepkisini çok küçük yaşlarda tecrübe etmeye başlasalar bile, ortaya çıkan duyguları nörolojik olarak kendi kendilerine regüle edecek kadar gelişmiş değillerdir ve bunun için bize ihtiyaç duyarlar.

Üçlü Beyin Teorisi

Fig 2: Kırmızı alan: Alt Beyin Alanı—Sürüngen beyin—Limbik Sistem& Serebellum—Savaş ya da Kaç—Otopilot
Mor Alan:
Orta Beyin Alanı—Memeli Beyni—Duygular, Anılar, Alışkanlıklar—Kararlar
Mavi Alan:
İnsan Beyni—Neokorteks—Dil, soyut düşünce, hayal gücü, bilinç—Anlamlandırma, Mantıklı Düşünme

Doğumda bir bebeğin beyni, yetişkin hâlinin yaklaşık dörtte biri kadardır. Beyin sapı ve beyincik ya da arka(alt) beyin, oldukça iyi gelişmiştir ve ilk yıl ile yaşamının yarısında gelişimini sürdüren beynin ilk parçalarıdır. Beynin bu kısmı hayatta kalmaktan sorumludur – vücut ısısı ayarlaması, nefes alma, sindirim ve ham temel duygular.

Limbik sistem bizim “hisseden beyin” alanımızdır. Beynin ilk üç yılda gelişecek olan diğer kısmı burasıdır. Bu kısım duygulardan ve diğerleri ile ilişkilerden sorumludur. Hipokampus ve amigdala burada bulunur.

Son olarak Neokorteks, bizim “düşünen beyin” alanımız gelişir. Neokorteks, beynimizin çocukluk, gençlik ve hatta yetişkinliğin bir bölümünde, yirmili yaşların ortalarına kadar hâlâ gelişmeye devam eden en karmaşık kısmıdır. Beynimizin bu kısmı kritik, analitik ve mantıklı düşünmeden sorumludur.

Eğer biz “kendi kendini sakinleştirme” üzerine düşünürsek beyin gelişimi terminolojisi ile, sizce kendi kendini yatıştırmak veya duygusal regülasyon sağlamak için beynin hangi bölgelerine ihtiyaç vardır?

Tabii ki arka beyin gereklidir. Burası savaş ya da kaç tepkisinin yer aldığı, beynimizin hayatta kalmayı sağlayan kısmıdır. Peki ya limbik sistem? Bu kısmın hisseden beynimiz olduğunu hesaba katarsak gerekli olduğunu söyleyebiliriz ve duygularımızı söndürmek için- ya da sakinleşmek için- burada olanları manipüle etmemiz gerekir. Peki bu duyguları nasıl manipüle edebiliriz? Bunun için “düşünen beynimize” ihtiyacımız vardır.

Neokorteksimiz duygularımızı regüle etmemize yarayacak bir çözüm bulmamız için bize bir durumu mantıklı kılmamızı ve analiz etmemizi sağlamakta yardımcı olur. Eğer bir korku filmi izliyorsanız Neokorteksiniz size “Rahat ol, bu sadece bir film, ışığı aç, her şey yolunda!” der. Kendi kendimizi sakinleştirebilmemiz için beynimizin bütün kısımlarının tam olarak gelişmiş olması gerekir.

Ancak bebekler inanılmaz derecede az gelişmiş bir Neokortekse sahiptirler.

Fig 3: Harvard Üniversitesi Çocuk Gelişimi Laboratuvarı – Kaynak: C.A. Nelson (2000)
İnsan Beyni Gelişimi
Farklı İşlevler İçin Kademeli Olarak Gelişen Farklı Nöral Bağlantılar
Sarı: Duyusal Alanlar (Görme, Duyma) —7 yıl boyunca gelişim gösterir.
Mavi: Dil Gelişimi—6 yıl boyunca gelişim gösterir.
Kırmızı: Yüksek Bilişsel Fonksiyonlar: 15 yaşına kadar gelişim gösterir.

Nereye ulaşmaya çalıştığımı görebiliyorsunuz değil mi?

Duygusal Öz Regülasyon (veya sizin ve benim bildiğimiz adıyla “kendi kendini sakinleştirme”) bebekler veya 3 yaş öncesi (toddler) çocuklar için fiziksel olarak mümkün değildir.

Beyinleri bunu yapmak için yeterince gelişmiş değildir.

Peki Uyku Eğitimi Verdiğinizde Ne Olur?

Biliyorum ki bunu okuyan bazı kişiler “Ama yanılıyorsun, işe yarıyor!” diyecekler. Asıl konu bizim gerçekte olanı ve işe yarayanı yanlış yorumluyor oluşumuz.

Uyku eğitimi verirken (Kontrollü rahatlatma, mesafeli rahatlatma, kontrollü sakinleştirme, kontrollü ağlatma, ağlatma, hızlı dönüş, mesafeli sakinleştirme, kademeli geri çekilme ya da alıp bırakma – adına ne derseniz deyin niyet ve davranışlar gerçekte aynıdır.) çocuğunuza kendi kendini sakinleştirmeyi mi öğretmiş olursunuz? Hayır. Eğer beyin gelişimi 5 yıl ileride olan mucize bir çocuğunuz yoksa, kesinlikle bunu ona öğretmiyorsunuz.

Gerçekte ne oluyor? Çoğu durumda çok ilkel seviyede bir şey oluyor. Haydi alt beyne ve savaş ya da kaç refleksine geri dönelim. Stres hormonları toksik bir seviyeye ulaştığında eğer kaçamaz veya savaşamazsanız başka savunma mekanizması devreye girer ve o da “Donma”dır. İç dengenizi, daha basit bir ifadeyle hayatınızı korumak için bütün aktivitelerinizi durdurursunuz. Dr. Sears buna “Kapanma Sendromu” adını verir.

NSPCC’nin Bebek Miles dizi reklamını hatırlıyor musunuz?

“Bebek Miles artık ağlamıyor çünkü ağlayınca kimse yanına gelmiyor.”

Ya da Romanyalı yetimlerin sıra sıra dizilmiş bebek karyolalarında sessizce yatıkları görüntüleri? Ağamıyorlar, bir şeye ihtiyaçları olmadığından ya da bir şey hissetmediklerinden değil; çok fazla oldukları için çalışanların ancak fiziksel ihtiyaçlarına cevap verebilmelerinden dolayı.

Kapanma Sendromu yaşıyorlar, hayatlarını korumak için donmuş durumdalar. Kimsenin gelmeyeceğini biliyorlar, neden ağlasınlar ki?

Bunlar tabii ki uç örnekler (ve yetimhaneye bırakılan bebeklerle uyku eğitimi verilen bebekler aynı durumdadır demiyorum) ama en azından bir bebeğe kendi kendini sakinleştirmeyi öğretmek aynı prensibe dayanır. Tam da aynı sebeple “işe yarar”.

“Kendini sakinleştirmeyi” öğretirken bebeklerin sessiz görünmelerine ve uykuya dalmalarına rağmen hâlâ nasıl stresli olduklarını gösteren şu araştırmaya bir göz atın. Bebeğin kimyasal olarak sakinleşmediğini veya yatışmadığını artık ispatlayabiliyoruz.

Kendi Kendini Sakinleştirme Mitinin Endişe Verici Yan Etkileri

Eğer ebeveynler bebeklerinin “sakinleşmiş” ve yatışmış olduğuna inanırlarsa onlar da doğal olarak rahatlayabilirler ve her şeyin yolunda olduğunu düşünebilirler. Ancak ya hiçbir şey yolunda değilse? Ya “donmuş bebek” stres altındaysa ama ebeveynlerine yardım için seslenemiyorsa?

Ya kusmuşsa ya da battaniyenin altında kalmışsa? Ya kimse gelmeyeceği için ağlamıyorsa, ya bunların sonucunda bir ABÖS (ani bebek ölümü sendromu) vakası olursa?

“Kendini sakinleştirme” mitinin en zarar verici ve korkutucu yanı budur. Ne yazık ki kimse bu konuda araştırma yapamaz çünkü bu, etik olmaz ama bunu düşünmek ne kadar rahatsızlık verici olursa olsun, çok imkânsız bir teori değildir.

Eğer bir bebek sessiz durması ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamak üzere ebeveynlerini çağırmaması için eğitilmişse bir noktadan sonra bir şey olmasından ve bebeğin gerçekten acil bir ihtiyacı olmasına rağmen ebeveynlerini çağırmayacağından endişe etmek çok abartılı olmaz. Bir bebeğin beyni, ebeveynlerinin o çağırdığında duruma göre bazen gelip bazen gelmeyeceklerini anlayabilecek gelişmişlikte değildir.

ABÖS’e neyin sebep olduğunu kimse bilmiyor. Aslında ABÖS sebebi açıklanamayan bebek ölümlerine verilen isimdir ve belirli tek bir sebebi değil, muhtemelen binlerce farklı sebebi vardır. Ben içtenlikle inanıyorum ki uyku eğitimi ile arasında potansiyel bir korelasyon vardır. Ebeveynler uyku danışmanları veya sağlık profesyonelleri tarafından uyku eğitimine yönlendirilirken onların bu eğitimin riskleri hakkında da bilgi sahibi olmaya hakları yok mu?

Ya bebekler fiziksel olarak iyi durumdaysa? Psikolojik riskleri var mı?

İlk birkaç yıl içinde olan her şey bebeğin beyin gelişimi için hayati önemdedir. Ebeveyn olarak sizler etkin birer mimar gibi onların gelecekte olacakları kişileri şekillendiriyor ve inşa ediyorsunuz.

İlk üç yılda gelişmeye devam eden, Amigdala ve Hipokampusu içinde bulunduran limbik sistemi hatırlayın.

Bir araştırmaya göre hayatlarının ilk yıllarında çocuklarınıza karşı ne kadar şefkatli ve duyguları kapsayıcı bir yaklaşım içinde olursanız (nurturing) çocuğun hipokampal alanı daha geniş olur ve bu, önemlidir çünkü hipkampus davranışsal regülasyon ile ilişkilidir. Birçokları bilimin sadece yüksek oranda ihmal veya istismar edilmiş çocuklarla ilişkili bağını ispatladığı görüşündeyse de bu doğru değildir. Tamamen normal durumdaki ailelerin çocuklarını da inceleyen araştırmalar vardır.

Aynısı duyguların işlenmesinde kilit rol oynayan amigdala için de geçerlidir. Aşağıdaki çizelge yukarıda linkini verdiğim araştırmadan alıntıdır. Oldukça şaşırtıcı değil mi?

Fig4:
Hipokampus hacmi (y axis),
Depresyon Seviyesi & Anne Desteği (y axis)
Turuncu Alan—Yüksek Depresyon Seviyesi ve Düşük Anne Desteği—1650 mm³ beyin hacmi
Yeşil Alan—Düşük Depresyon Seviyesi ve Düşük Anne Desteği—1700 mm³ beyin hacmi
Pembe Alan — Yüksek Depresyon Seviyesi ve Yüksek Anne Desteği — 1750 mm³ beyin hacmi
Mavi Alan — Düşük Depresyon Seviyesi ve Yüksek Anne Desteği — 1850-1900 mm³ beyin hacmi
Ek Açıklama:
Anne desteği yükseldikçe ve depresif semptomlar azaldıkça beyin gelişimi hacimsel olarak büyüme göstermektedir.

Kendi Kendini Sakinleştirmeye Giden Gerçek Yol

Ebeveynin duyarlılıkla şefkatli yaklaşımı hipokampal alanı (aynı zamanda amigdalanınkini de) arttırır. Hipokampus ve amigdala, beynin davranışsal regülasyon ve duygusal işlemlemeden sorumlu bölümleridir. Buradan açıkça görülüyor ki teoride bir çocuğun kendini duygusal olarak sakinleştirme (rahatlatma, yatıştırma) yetisi kazanmasını sağlamanın en iyi yolu henüz küçükken ona ihtiyaç duydukça destek vermektir.

Henüz yaşı küçükken çocukla kurulan yakın ve şefkatli bir ilişki sadece gelecekteki kendini sakinleştirebilme becerilerinin değil aynı zamanda duygusal öz regülasyonun başka bir yüzü olan diğer insanlarla empati kurma ve olumlu sosyal davranışların da göstergesidir. (1)(2)(3)

Bir bebeğe veya (toddler) çocuğa, kendi kendini sakinleştirerek veya yatıştırarak uyumayı öğretmek mümkün müdür?

Hayır, değildir.

Bir bebeği veya (toddler) çocuğu, ihtiyacı olduğunda ebeveynini çağırmamak üzere eğitmek mümkün müdür? Evet, mümkündür ancak bu, kesin bir şekilde çocuğun mutlu, sakin ve yatışmış olduğunun göstergesi değildir.

Çocuğunuzun beyin mimarisini değiştirerek büyüdüğünde iyi bir duygusal öz regülasyon becerisine (ya da gerçek kendini sakinleştirme becerisine) sahip olmasını sağlamanız mümkün mü? Kesinlikle!

Bunu yapmanın en iyi yolu nedir? Kaldırın, kucaklayın, cevap verin – duyarlı ve şefkatli ebeveynliğinizin kâr payını gelecekte alacaksınız- ancak bu şekilde çocuğunuzun kendini sakinleştirme becerisi geliştirmesine gerçekten yardımcı olursunuz. Her ebeveyn çocuğu için en iyisini istemez mi? Evet, bir bebeğe veya (toddler) çocuğa ebeveynlik etmek çok yorucudur, ben de aynı yollardan geçtim, uykusuzluğun en dibini gördüm ancak ebeveynler olarak gelecek nesli şekillendirmek gibi muhteşem bir yetimiz var. Kendi sorunlarımızla başa çıkmak için alternatif çözümler bulmayı çocuklarımıza borçluyuz (Blogdan uyumayan çocuklarla başa çıkma yolları ile ilgili yazılarımı okuyabilirsiniz.).

Kendi kendini sakinleştirmek aceleye getirilebilecek ve öğretilebilecek bir beceri değildir; bu, ancak çocuğun beyin gelişimi yeterli seviyeye geldiğinde oluşacak bir davranıştır. Bu davranışı geliştirebilmeleri için onlara verebileceğiniz en iyi fırsat şu an olabildiğince duyarlı ve şefkatli davranmanız olur. Kendi kendini sakinleştirmek veya yatıştırmak için uygulanan yöntemlerin çoğu ironiktir ki gelecekte çocuğun bu becerileri geliştirme ihtimalini azaltır. İşte size kafa yoracak bir düşünce!

Sarah     

“Sarah Ockwell-Smith’in izni ile çevrilmiştir.”

Sarah’nın bebek ve bir çocuk uykusu ile ilgili iki kitabı bulunmaktadır: Bebeğin Uykusu Neden Önemlidir? (https://www.nobelkitap.com/bebegin-uykusu-neden-onemlidir-420262.html) ve Çocuğum Neden Uyumuyor?  (https://www.dr.com.tr/kitap/cocugum-neden-uyumuyor/sarah-ockwell-smith/egitim-basvuru/aile-cocuk/aile-cocuk-/urunno=0000000712805

Sarah’yı Instagram’dan (http://www.instagram.com/sarahockwellsmith) Facebook’tan (http://www.facebook.com/sleepcalm) ve Twitter’dan (http://www.twitter.com/thebabyexpert) takip edebilir, aynı zamanda web sitesine (http://www.sarahockwell-smith.com) üye olarak ücretsiz haftalık bültenine erişebilirsiniz.”

Kaynaklar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir