Anne oldum diye kendimi unutmadım, yoksa unuttum mu?

5-12 yaş aralığında çocukları olan 2000 anne üzerinde bir araştırma yapılmış. Annelerin günde ortalama 14 saat (haftada 98 saat) anne mesaisi yaptıkları görülmüş. Bir anne eğer şanslıysa günde 1 saat 7 dakika kendine zaman ayırabiliyormuş. Siz ne kadar ayırıyorsunuz?

Benim hamileliğim çok güzel geçmişti. Özellikle 3. Aydan sonra doğuma kadar gezerek eğlenerek, bol bol kendime vakit ayırarak, okuyarak, filmler izleyerek zaman geçirdim. Çok yüksek beklentilerim yoktu. İlk ayların bebeğimle yapışık geçeceğini biliyordum aslında. Ama yine de doğum sonrası hayatımın bu kadar dramatik şekilde değişmesini beklemiyordum.  İnternette doğum sonrası bembeyaz yatak çarşafları üzerinde en güzel lohusa gecelikleri içinde anneleri ve süslü beşiklerinde uyuyan bebekleri görüp aldanabiliyor insan. Ama doğum sonrası hayat hiç de öyle tozpembe değil. İnsan kendini bir anda tamamen bebeğe odaklı yeni bir hayatın içinde buluyor. Tabiri caizse kendini unutuyor. Birileri arayıp “yemek yedin mi?” dediğinde çoktan öğlen olduğunu ve daha kahvaltı bile yapmamış olduğumu fark ettiğim çok gün oldu. Günlerce banyo yapamadığım, koltuğa veya yatağa yapışık yaşayıp tırnaklarımı bile kesmeye vakit bulamadığım, üç farklı pijamayı sürekli değiştirerek giydiğim, saçımı sürekli topuz yaptığım…

Evet kendimi unutmuştum. Nefes aldığım tek anlar kızımı slinge bağlayıp dışarı çıktığım anlardı. Şimdi dönüp baktığımda kendimi yeni hayatımın içinde kaybolmuş gibi görüyorum. Kendimle bağlantımı kaybetmişim. Tam anlamıyla ne eş olabilmişim, ne ev hanımı, ne de ben olabilmişim… Eksiksiz yaptığıma inandığım tek şeyse annelikti. Peki ben, ben olmadan annelikten memnun muydum?

Bunu düşünecek bile vaktim yoktu aslında. Memeyi reddeden, uykusuz, gazlı ve alerjik bir bebek, gecesi gündüzüne karışmış sürekli yorgun ve uykusuz bir anne… Benim yerime sürekli başkaları kendimi çok hırpaladığımı, bu kadar çok kendimi kaybetmemin iyi olmadığını, biraz rahatlamam gerektiğini, bebeğimin bir şeyi olmadığını söyleyip durdular. Dinlemedim, pişman da değilim aslında. Çünkü ben çabalamasaydım, vazgeçseydim bebeğimin alerjisini bulamazdım, belki emzirmeyi bırakabilirdim, yapmam dediğim şeyleri yapabilirdim. Evet zor zamanlardı ama yaşanması gerekiyordu. Çünkü şuan beni ben yapanlar da, beni araştırmaya öğrenmeye ve yazmaya itenler de o zamanlar işte. Hayatta yaptıkları için değil yapamadıkları için pişmanlık duyar insanlar daha çok. Çünkü yaptığınız bir şeyin sonucu kötü de olsa, en azından yaptım içimde kalmadı dersiniz. Yapmadığınızda neler olabileceği ihtimali ise bazen ömür boyu içinize oturur. Bu yüzden şansım olsa da geriye dönüp bir şeyleri değiştirmezdim. Belki bir miktar kendimden ödün vermiş olabilirim ama ebeveynlik anlayışımdan ödün vermedim, iç sesimi hiç susturmadım, çevre baskısına boyun eğmedim ve en güzeli de kızımla ilgili hiçbir konuda pişman değilim.

Zamanı geldiğinde, kızım hazır olduğunda, ben yeniden kendimi buldum. İçimde bir yerlerde o günü bekleyen kendimle yeniden iletişim kurdum. Ben ne istiyorum, benim neye ihtiyacım var diyebildim kendime yeniden. O noktadan sonra attığım adımlar beni daha iyi bir anne yaptı. Daha sabırlı, daha sakin, daha mutlu… Kendini tamamen unutup mükemmel anne rolüne bürünüp, bütün hayatını çocuğunun üzerine kurmak bana bencilce geliyor. Yaşadığınız her şeyin sorumluluğunu çocuğa yüklemek çünkü bu.

  1. Yaklaşım: “Mutsuzum çünkü bebeğim çok gazlı.” — Mutsuzum ve bunun tek sorumlusu bebeğim.
  2. Yaklaşım: “Bebeğimin çok gazı var, ama bu normal bir süreç. Elbet geçecek.” — Ne gelirse kabulüm, duygularım sadece çocuğuma bağlı değil.

Mutsuzluğundan bebeğini sorumlu tutan anneler, genellikle böyle hissettiklerinin farkında dahi olmazlar. Sürekli bir beklenti içinde her şeyi problem olarak görür ve çözüldüğünde dahi mutlu olmazlar, çünkü her yeni gün yeni bir probleme gebedir. Bugün güzel uyuyan ama çok gazı olan bebeğin, yarın gaz sorunu biter ve uykuları bozulur. Bugün çok emerken yarın çok az emer, asla beklendiği(?) gibi emmez. Bugün çok sakinken yarın sürekli ağlar. Bu ay çok kilo almıştır, az emzirmek gerekir, öbür ay az kilo alır mama vermek gerekir. Bugün dişleri çıkıyordur, dişler bittiğinde uykularının düzene girmesi gerekir. Girmezse dünyanın sonudur. 1 yaşından sonra 3 öğün yemek yemelidir, yemezse açlıktan ölecektir. Gerekirse anne sütünü kesmeli, çocuğu aç bırakmalı, yine de makarna yedirmemelidir. O balık yenmezse omega 3 eksikliğinden ölebilir! 2 yaş sendromu biter 3 yaş sendromu başlar, kreşle beraber hastalıklar kapıyı çalar. Okulla beraber sınavlar ödevler, 98 alırsa o çocuk dünyanın sonu gelir, anne ayrı odada çocuk ayrı odada ağlar. Çocuk hep problem kaynağıdır, şöyle bir gün de rahat nefes aldırmaz…

Çok tanıdık değil mi? Benim etrafımda o kadar çok böyle anne var ki… En kötüsü de bunun farkında olmayışları. Bunları böyle yazmamın sebebi de bu, biraz farkındalık yaratmak.

Sevgili anne, yukarıda yazdıklarımda kendini gördüysen eğer önce bunu kendine itiraf ederek başla işe. Bebeğinin en güzel günlerini kaçırıyorsun. Hayatı biraz akışına bırak, biraz rahatla. Bebeğini olduğu gibi kabullen. Sana bebeğinin hasta olduğunu düşündürecek belirtiler yoksa her davranış değişikliğinde stres yapma. Bebeğin her geçen gün büyüyor. Bugün 1 metreden sonrası bulanıkken, yarın 1,5 metreyi görebiliyor ve o yarım metre mesafede keşfettiği heyecan verici ışıklar bile emmesini etkileyebilir. Bugün ilk defa duyduğu yere düşen bardağın sesinden korkup iki gün uyumakta zorlanabilir. Her şeyin sebebini bilemezsin, bilmene gerek de yok. ‘Neden?’lerde kaybolma. Bebeğinin düne göre bugün bir adım daha ileri gittiğini fark et. Bugün kaşığı daha düzgün tuttuğunu, bugün zıplamayı öğrendiğini, bugün azı dişleri çıktığı için daha rahat yemek yediğini fark et. Hasta olduğunda bağışıklığının güçlendiğini, iyileştiğinde daha güçlü olacağını fark et. Sana ne yapman gerektiği konusunda baskı yapan sesleri sustur bugün. Dön içine, kendine sor. “Ben ne istiyorum?” Sonra dön çocuğuna empati yap. “Çocuğumun neye ihtiyacı var?” Senin yolunu belirleyen bunlar olsun. O zaman an’da kalabilirsin. Mutlu olabilirsin. Hem kendini hem çocuğunu önemsediğinde, ortak mutluluğunuz da artar. Bir çocuk yetiştirmek uğruna, kendinden vazgeçme. İkinizi de mutlu edecek orta yolu bulmak mümkün. Çocuğun sensiz de durabilir ve bu dünyanın sonu değil. Onu bırakıp kendine zaman ayırman demek, ona ihanet etmen demek değil.

Anneysek, daha önce insanız. Sosyalleşmek, temizlenmek, beslenmek, zevk aldığımız işlerle ilgilenmek, insanın doğasında var. Bebeğin oldu diye kendini eve hapsetme. Bebeğini giy çık dışarı. Ağlarsa, emmezse, durmazsa, uyumazsa deme. Bunlar olursa çözüm üretirsin zaten. Olmayan sorunlar için yapacaklarından vazgeçme. Düşündüğünden çok daha farklı olabilir sonuçları.

Kızımın memeyi reddettiği 1,5-3,5 ay arasındaki dönemde, sadece ayakta -genelde slingde-gezdirerek uyutup emzirebiliyordum. Eve kapanmak için iyi bir sebepti. Çünkü bu kadar küçük bir bebek en fazla 2 saatte bir yeniden uyku-emme döngüsüne girer. Ama ben dışarı çıktım. Kızımı slinge bağladım. Boynuma emzirme örtümü taktım. Memeyi açıp ağzına verdim ve mağaza mağaza gezmeye başladım. Kendime kıyafet bile aldım. Ve kızım sessiz sakin emerek koynumda uyudu. Uyanınca örtüyü açtım etrafına baka baka keyifle gülücükler saçtı. Evdeki huzursuz ve uykusuz bebek dışarıda çok mutluydu.

Yani denemeden bilemezsin sevgili anne. Korkularını endişelerini bir kenara bırak ve dışarı çık. Belki ilk birkaç sefer ağlar, sonra bu yeni düzene de alışır. Ya hayatta kalmak için sürekli gezmek zorunda olsaydın?

Kadın olmak başlı başına zor zanaat bu devirde kabul ediyorum. Hayat müşterek ama çoğu kadın için evin ve çocukların hiçbir sorumluluğu müşterek değil. Çocuklar, yemek, eş, evin işleri, alışverişler pazarlar… Bir de bunun üzerine çalışan anneler var. Belki iş yerinde evdeki bebeğine süt yetiştirmek için sağım yapan, süt iznini kullanamayan, sağım için her ara verdiğinde işten kaytarıyor bakışlarına maruz kalan, yorgun argın eve gelip hem yemeğini yapan hem çocuklarıyla ilgilenen hem eşine zaman ayırmaya çalışan, kalan daracık vakitte de evi toplayan temizleyen…

Önce mükemmel olmaya ve her şeye yetişmeye çalışmaktan vazgeçeceğiz. Evimiz ayna gibi parlamayacak, bazı akşamlar sadece makarna yiyeceğiz. Sonra yardım isteyeceğiz. Eşimizden, annemizden, teyzemizden, kardeşimizden, komşumuzdan, güvendiğimiz kim varsa ondan.

Mesela arada bir bebeğini babasına bırak. Bakamasın ağlasın gerekirse bir süre. Suçlu hissetme. Babası da onu susturabilmeyi, onunla bağ kurmayı böyle öğrenecek: Şans verirsen eğer. Yarım saatliğine kuaföre gidip yenilenip gelebilirsin. Bebeğin için gerçekten çok bir fark olmayacak ama sen kendine geleceksin. Bunu düzenli olarak yapabilirsen, kendine, sadece kendine ait bir zamanın olursa, ayda bir dahi olsa o senin yakıtın olur işte. Kendine ayırdığın zamanda çocuğa alışveriş yapma, evi temizleme, kocan için ütü yapma. O zamanlar sadece sana ait olmalı. Kendini dinlediğin ve kendi istediğini yaptığın anlar…

Bu sorun özellikle 2 yaş civarında emzirmekten bunalan annelerin baş problemi. Destek görmediği ve kendine zaman ayırmadığı için hissettiği yorgunluk ve stresi farkında olmadan çocuğa yansıtan anne, genellikle çocuğu ile empati yetisini kaybeder. Ortada çocuğu emme davranışına iten ihtiyacı göremez ve kendisini sıkanın emzirmek olduğunu düşünür. Oysaki emzirmeyi kestiğinde çocuğun ihtiyaçları da kesilmeyecek. Gece bir sebepten uyanıyorsa, meme olsun olmasın uyanmaya devam edecek. İhtiyacı ten teması ise, kucak isteyecek. Anne aynı şekilde bunalmaya devam edecek, hatta bu kez kolayca memeyi verip sakinleştiremeyeceği için çocuğunu sakinleştirmenin yeni yollarını bulmaya çalışacak. Eğer çocuğunuzdan bunaldığınızı düşünüyorsanız, önce kendinize ayırdığınız ya da ayıramadığınız zamana bakın. Yeniden kendiniz gibi hissettiğinizde ortada hiçbir sorun kalmadığını göreceksiniz.

 

Kaynak:

https://uk.news.yahoo.com/moms-98-hours-week-study-155300906.html

Total Views: 162 ,

6 Thoughts to “KENDİNİ BULMAK”

  1. Harika yazılar? Dün tesadüfen keşfettim profilinizi, en baştaki paylaşımlarınızdan keyifle okumaya başladım. Emeğinize sağlık?‍♀️ Sevgiler, Cansu

  2. Benim için çığır açan bir keşif oldunuz :). Ne kadar takılmamaya çalışsam da şöyle olmalı böyle olmalılarla boğuluyordum örneğin emzirerek uyutmamalıyım, yatağında dalmalı vs. gibi birçok olmalı olmamalı durumu vardı kafamda. Ta ki bir yazınızda sizin kendi yaklaşımınızı okuyana kadar. O an bir ışık yandı; emerek uyursa nolur, bunu takıntı haline getiren acaba ben miyim noktasından sonra tercihi ona bıraktım ve bazen ihtiyaç duyduğu için emerek bazen kendi kendine yatağını isteyerek bazen koynumda uyumak istediğini gördüm ve neden bunun bir şekli olmalı diye takıldığıma anlam veremedim. Yani iyi ki yazıyorsunuz :). Rahatlatıyorsunuz.

    1. Çok teşekkür ederim. İç sesinizi dinlemenize ve çocuğunuzun ihtiyaçlarına odaklanmanıza vesile olduğuma çok sevindim 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir